26 Mart 2010 Cuma

Edebdebe



Tüm güzel fiillerine özne olabilecek birini bulduğunda, tüm mutluluk sıfatlarını içinde yaşatmaya başlarsın. Ne zaman ufacık bir sorun çıksa aranızda, mutsuzluğa dair en derin anlamlar can bulur yüreğinde. Zarfların, bağlaçların, zamirlerin hep ona döndüğünde kendini kaybetmen normal belki de...

18 Şubat 2010 Perşembe

Shiver



Her şeyi anlar sandım. Çünkü ağzımdan çıkmadan daha benim yerime benim cevabımı verebilir, benim seçeceğimi seçebilir, gördüğümü gösterebilirdi. Genetik koduma yazılmış gibiydi! Sadece aklımın, kalbimin değil; her şeyin içindeydi. İçindeydim...

Her şeyi anlar sandım. Çünkü anlamaması mucize, anlaması sıradan gelir olmuştu artık. Başını sonunu söylemez oldum ben de cümlelerin. Düşündüğüm gibi düşünmek zorundaymış, aklımdan geçen her fikri okumaya yetişebilecekmiş gibi davranır oldum. Superman dediğimden, olağanüstülük bekler oldum iyice...

Bu aralarda bir yerde, tamamlayamadığı ve eksik bıraktığım parçalar bir şey çaldı benden. Kendimi aşıp, güvensizliğime noktayı koyduğum yerde cama gelen bir taş, bir çatlağa neden oldu. Çatlak his sızdırdı. Sessizlik coşturdu akıp gidenleri...

Her şeyi anlar sandım; anlamadı. Ve şaşkınlığım buz gibiliğinden değil, farketmeyişimdendi. Ben, böyle bilmezdim kendimi! Hayal kırıklığım gölgemden uzun şimdi. Üstelik bir rüyanın sonu bu ama suç onun değil, hata benimdi. Ben yine kendimi anlatamadım...

Her şeyi aşarım sandım, aşamadım...

10 Şubat 2010 Çarşamba

Soul Kitchen




Ruhumun mutfağında ne pişiyor göremiyorum bu ara. Kokusunu tanıdığım hiçbir şeye benzetemiyorum. İçimde ne büyük bir tencere kaynıyor, içinde nasıl bir yemek var anlatmak mümkün değil! Bildiğim hiçbir olguya yakınsak değil...

Merak ediyorum önüme çıkacak yemeği. Neye benzeyecek, ne kadar sürede pişecek? Tutacak mı tavı, peki doyuracak mı? İçinde acı olacak mı bu kez? Yoksa tadı damağımda kalacak mı? Anladığım hiçbir şey gibi değil bu kez bu yemek, korkutuyor beni...

Hayalkırıklığına uğramayayım diye hiçbir şey beklemeden kaynayan bu tencerenin altına odun atmak, iyilik yapıp denize atmak gibi. O bilmeyecekse kıymetini, kim bilirse bilsin farketmeyecek! Düşündükçe kendimi nasıl kaptırdığımı, daha çok bozuluyor sinirlerim. Korkudan, artık aç bile değilim...

23 Ocak 2010 Cumartesi

Dream Attack



Bir fotoğraf gördüm ve her şey böyle başladı. Bir fotoğraf, kendimi kandırdığımı fısıldadı bana... Gülen iki yüz... Sarılıp birbirine dayanan iki beden... Muhabbetle ilgili bir yorum... 'Geçmeyen' geçmişin gözüme girip kalbime batışı... Kıskançlık mı? Değil. Önemsenmemenin, ne hissedeceğimin umursanmamasının verdiği bir her ne ise...

Bir rüya gördüm ve böyle devam etti gece. Bir kabus, bilinçaltıma işlenen her şeyi kusan... Bitmemiş bir korku... Geri çekilmezsem yanıp yok olacağımı söyleyen bir acı... Bir bıkkınlık, atlatamadığım... Bir yumru, nefes aldırmayan... Bitiş mi? Değil. Ellerim titreyerek, içim düğümlenerek ağlamanın getirdiği bir şok işte...

Ve her yerde kar var. Her yerimde kan var bu gece...

17 Aralık 2009 Perşembe

God Loves



Sürekli kendine yenilen bir insanın tanrı egosuyla hayata bakışı, ne güçlü ama ne eziktir bilemez kimse. Kendi kadar güçlü birini bulamadıça hissettiği o hayalkırıklığı, saçma oyunlardan sıkılıp kaçma isteğini bastıramamaya döndükçe nasıl sorun arar hale gelir insan, bilemez, tanrı değilse eğer...

Biraz daha insancıl yanınla karşılaştığında bir yerlerde, ona gönlünü kaptırma gafletinde bulunursan eğer, onun deli gibi şımarıp çağ atlayacağını, kendini aşacağını öğrenmelisin önce. Öyle ki tanrılığı bırakıp ona tapmanı bekleyecek hale geldiğinde o, tapılmaya alışık yanınla, yüzünde sonsuz bir şaşkınlık ifadesiyle ona bakakalmamalısın. Sado-mazo bir masalın içinde, kendini aldatıp sevmeye daha çok inanmayı öğrenmelisin çok vakit kaybetmeden. Alıştırmalısın kendini eskisi gibi olmamaya. Unutmalısın tanrı olduğun günleri, gökten yere inmelisin...

Bir su damlası olup, ağlamayı öğrenmelisin. Su gibi aydınlık, berrak ve güçlü olup, yeni soyunduğu bu role hazırlamalısın kendi yarattığın tanrıyı. Eğer yanında kalmaya karar verdiysen bir ömür, ona söylemesen de mühürlenmiş kaderini kabullenmelisin. Tanrılıktan hiçliğe indirgenip, kulluğa başlamadan arınmalısın ego denen o zırhtan. Yoksa hüsran her şeyin sonu! Kaybedeceğini gördüğün halde savaşmak, daha çok düşünmek zorunda kalmak dışında bir şey getirmeyecek çünkü. Ve savaşmak, yorup erken öldüreceği için, gönüllü köleliğinin tadını bile çıkarmana izin vermeyecek...

Bir gün, bir insana gönül verip insanlaşırsan ve o ana dek en çok yaptığın şeylerden biri tanrılığı eleştirmekse zaten içten içe, kendi ölüm fermanını seve seve imzalamışsın demektir. Sonsuza dek yaşamaktansa, sonsuzlaştırdığın bir yaşam için ödediğin en ağır bedel olsa da bu; sevdiğin tanrılaştıkça canını yaksa, ona tapan kulu-seni- unutsa da farketmez. Çünkü egosundan arınmış bir deli için cennet, vaat edilen son değil, onunla yaşanan o anlardır.

Sonuçta alt tarafı insansın artık, ruhun acının lezzetine alışır. Onsuz hayatta kalsan bir türlü, ölsen bir türlü madem; bir daha çok zor tanrılık...

22 Kasım 2009 Pazar

Fast Line



Son sürat giderken, önüne ne çıkacağını bilemeyen insanın kendini kasması gibi gerildiğim onca anlamsız zamandan sonra varamadığım yerin hayalini kurmaya devam ediyorum. Varmasam bile olur oraya, yolculuk güzel...

Sürekli fikir değiştirmekten yorgun düşüp, korkmaktan bıkıp, "nereden ne gelecek?" kaygısından bunalıp dinlenmek için soluklanmam gerekiyor sanırım. Bu yolculuk içinde bir molaya ihtiyacım var. Yolu sevmediğimden, yol arkadaşımdan yakındığımdan, gideceğim yerden korktuğumdan değil; sadece her şey üstüme biniyor gibi geldiğinden. Güvensizlik ve kaygı içinde sahte bir sevginin içinde debelenmeye öyle alışmışım ki, önümde uzanan şeyi sınıflayamıyorum. Buzağı arayıp durduğum şey bir öküz değil aslında, onu ıskalamışım! Bir molaya ihtiyacım var işte, kendime gelmek için. Düşünürken unuttuklarımı anımsayıp, kontrolsüz süratimi sonsuza dek korumak için. Hiç gelmeyecek gibi gelen o güzel günlerin hayalinin, onlara kavuşmaktan daha tatlı olduğunu anlamak için. Sonuç değil, süreç diyebilmek için yine, dinlenmem lazım...

Korkuyorum çünkü çok yakın canıma. Öldürebilir, süründürebilir bir tek sözü. Çünkü çok bildik, çok tanıdık. Hep varmış gibi işte, hep benimleymiş gibi. Aynı şeyleri tekrar tekrar anlatıyormuşum gibi cümlelerimi tamamlarken ve ne tepki vereceğini o daha kılını kıpırdatmadan bilirken gülüştüğümüz tüm anlardan daha samimi değil hiçbir şey. Ve hiçkimse "asla" dediklerimi, hiç düşünmeden yapıp; uğrunda tüm tabuları, sözleri, sınırları çiğneyeceğim kadar önemli değil...

Korkuyorum, çünkü çok benim onunla. Çok 'benim' olsun istiyorum! "Aşk nedir?" diye düşündüğünde, benim ismimi söyleyebileceği bir an gelsin istiyorum yolun sonunda...

1 Kasım 2009 Pazar

Kaotik



Anlatmam diyorum, anlatmak istemiyorum ama susmuyor dilim. Yetememek ne kötü! Oysa her şeyi bil istiyorum; çıplak kalayım karşında...
Sormam diyorum, sormak istemiyorum ama susmuyor fikrim. Merak bazen ne kötü! Oysa bilmek istiyorum sana dair her şeyi; güven bana...
Düşünme diyorum, düşünmek istemiyorum ama susmuyor beynim. Zeka bazen ne kötü! Oysa anlamak istiyorum her şeyi; algılamanın ötesinde, sebep sonuçlarıyla...
Yeter diyorum, kendime yabancılaşmak istemiyorum ama susmuyor içim. Kendini dinlemek ne kötü! Oysa kendime sahip çıkmak istiyorum; aciz kalmayayım karşında...
Dur diyorum, gitmek istemiyorum ama susmuyor niyetim. Korkmak ne kötü! Oysa seni kaybetmek daha büyük kabus; korunaklı tutmasam da olur kendimi...
Durul diyorum, karışmak istemiyorum ama susmuyor karanlığım. Arıza olmak ne kötü! Mutlu olamayan bünyeye bunca mutluluk fazla geliyor tabii; bir yanlış arıyorum içinde istemsizce...
Bırak diyorum, artık tutunmak istemiyorum ama susmuyor korkum. Alışmak bazen ne kötü! Sürekli yalnız, bastırılmış olunca insan; bırakamıyor umursamazlık yalanlarını...

Oysa anladım ki bir gülüş yetiyor her şeye. Bir sarılış tedavisi kırılan her zerrenin! İhtiyaç duyduğun sıcak bir bakış, küçük bir öpüş, tek bir cümleymiş iyileşmek için...

Hadi diyorum, artık senden uzak olmak istemiyorum ama akmıyor zaman. Sevmek bazen ne kötü! Sen, ben, "biz" karışmışken birbirimize durmaması kadar büyük bir kahpelik bu yaptığı. Oysa 'sonsuz' içinde kısılıp, hep 'o an'da kalmalıyız biz. Hep birbirimizin peşinde...

;;